WhatsApp
Otizm

Otizm

Tanım

Otizm, genekllikle yaşamın ilk 3 yılında başlayan ve hayat boyu devam eden ciddi bir gelişim bozukluğudur.

Otizm’in Tarihçesi

Otizmi çağrıştırmakta olan davranış özelliklerine dair ilk çalışmalar 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 1800’lerin başlarında Fransa’da Jan Itard ve İngiltere’de John Halsam isimli araştırmacılar otizmle ilgili çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. Yapılan çalışmalarda otizmi inceleyip otistik kişilere herhangi bir tanım otaya koymaksızın onları farklı bireyler şeklinde tanımlamışlardır (Kırcaali-İftar, 2007: 65) Itard ve Halsam tarafından yapılan bu çalışmalar otizmle ilgili olarak tarihsel süreçte ortaya konulmuş olan en dikkat çekici örneklerdir.

Otizm kelimesinin ilk kez 1911’de İsviçre’de Eugen Bleuler tarafından kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bu terim adı geçen araştırmacı tarafından kendini dış dünyadan tamamen soyutlamış olan bireyleri ifade etmek için kullanılmıştır. Yunancada benlik manasına gelen “otos” kelimesinden türetilmiş olan otizm yalnızca kendi iç dünyasında yaşayanlar için kullanılmıştır (Kırcaali-İftar, 2007: 69).

1930 yılında Heler “dementia infantilis” terimini ortaya atmıştır. Bu terime göre çocukların üç yaşına dek istenilen düzeyde gelişimini tamamlayan çocukların huy açısından değişimi; konuşmanın kognitif gerileme ile süren, daha sonra tam gerilikle neticelenen bir bozukluktur (Burd ve ark., 1988).

Otizmin çocukluk dönemi psikozlarından farklı yapısı ilk kez 1943 yılında Kanner’in yapmış olduğu açıklama ile ortaya konmuştur (Aksüt, 2001:61). Kanner diğer araştırmacılardan farklı olarak otizmi “erken çocukluk otizmi” olarak ifade etmiştir. Kanner 11 çocuğu takip ederek bu çocukların özelliklerini detaylı olarak tanımlamıştır. Tanımladığı çocukların doğumdan itibaren başka insanlarla ilgilenme kabiliyetlerinin yeterli olmadığını, zamirleri kullanırlarken tersten kullandıklarını, davranışlarında devamlı ve hedefsiz etkinlikleri bulunduğunu, canlılardan ziyade nesnelere karşı daha ilgili olduklarını, değişikliklere karşı huysuz tepkiler verdiklerini gözlemlemiştir (Doğangün, 2008: 162).

Kanner (1943:249-250) klasik otizm tanımını yaparken aşağıdaki belirtilerin bulunması gerektiğini ifade etmiştir:

  • Konuşma gelişiminde gerilik
  • Normal konuşma gelişimine sahip olsa da iletişim hedefli kullanılmasında bozukluk
  • Yansımalı konuşmanın olmaması
  • Konuşma zamirlerinin yanlış yerde kullanımı
  • Diğer insanlarla beklenilen iletişimin geliştirilememesi
  • Ezber hafızalarının yeteri kadar güçlü olmaması
  • Basmakalıp ve yaratıcılık içermeyen oyunların oynanması
  • Yaşamlarında aynı olan bütün değerleri koruyup değişikliklere karşı direnç göstermesi

Kanner ile aynı dönemlerde Avusturya’da çocuk hekimliği yapmakta olan Hans Asperger belirli bir grup hastada anormal davranışlar olduğunu tespit etmiştir. Takip ettiği bireylerin toplumsal ilişkilerinde ilginç, empati kabiliyeti eksik, ses tonlamalarında sorun yaşayan kişiler olduğunu gözlemlemiştir. Asperger bu belirtilere sahip olan kişilerin davranışlarını “otistik psikopati” olarak adlandırmıştır (Korkmaz, 2000: 134).

1960’lardan sonra otizmle ilgili yapılan araştırmaların sayısının ve niteliğinin artmasıyla birlikte bu hastalığın biyolojik temelli olduğu düşüncesi hakim olmuştur. Bu düşünce ilk kez Rimland tarafından ortaya atılmıştır. Otizmliçocuğun duyusal verilerinin düzenlenmesi ve bedenine dair bilgisini geliştirmesinin ardından çevresinden ayrılıp yeni çevreye uyum sağlaması üzerinde duran Schopler bir süre sonra Reichler ile beraber otizmli çocukların eğitimine dair TEACCH (Treatment and Education of Austistic and related Communication Handicapped Children) programını geliştirmiştir (Persson, 2000). Bu programda otizmliçocukların mümkün olduğunca bağımsız hareket etmelerine yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Bu program ile okulda, evde, bulunulan ortamda ve boş zamanlarda yardım almaksızın ya da az yardımlı bir gelecek hazırlanması amaçlanmaktadır.

1980’lere gelindiğinde Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan “Psikiyatrik Bozukluklar için Tanı Sınıflandırması El Kitabı”nda otizm şizofreniden ayrı olarak ele alınmıştır (APA, 1980).

Günümüzde ise otizm üzerine çalışmalar yoğun bir şekilde devam etmekte olup otizmle ilgili toplumun yeteri kadar bilinçli olmadığı da yadsınamaz bir gerçektir.

Otizm’in Görülme Sıklığı

Otizm spektrum bozukluğu olanların sayısı üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda çocuklar ve ergenler sayılmış olup yetişkinleri içine alan bir sayım gerçekleştirilmemiştir. Bu çalışmaların büyük bölümü yaygınlık çalışmalarıdır. Diğer bir ifadeyle belirli bir zaman diliminde belirli bir coğrafi bölgede yaşamakta olan belirli yaş grubundaki kişiler sayılmıştır (Wing, 2015: 63).

Amerikan Otizm Topluluğu dünya genelinde otizm görülme oranının 1/500 olduğunu, İngiltere’deki Ulusal Otizm Derneği ise 1/110 olduğunu bildirmiştir. ABD’de 8 yaş çocuklar üzerine gerçekleştirilen bir araştırmada otizm görülme oranının 1/88, başka bir araştırmada ise 1/68 olduğu bildirilmiştir (CDC, 2012). Otizm’in görülme sıklığı ile ilgili veriler 2018 yılında 59 çocuktan 1’inde görüldüğü şeklindedir. En son verilerde (Autism Speaks) ise otizmin 54 çocuktan birinde görüldüğü bildirilmiştir.

ABD’de gerçekleştirilen araştırmalarda otizm görülme oranının 2002’den itibaren %123, 2006’dan itibaren %64, 2008’den itibaren %29 oranında arttığı bildirilmiştir (CDC, 2012). Bu oranların farklılık arz etmesinin nedeni araştırmayı gerçekleştiren kurumların yaygın gelişimsel bozuklukların hepsini veya yalnızca otistik bozukluğu ele almasıyla ilişkilidir.

Ülkemizde 2008-2009 eğitim-öğretim dönemi verilerine göre ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören 2.582 otizm spektrum bozukluğu tanısı almış öğrenci bulunmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde 2009’da Rehberlik Araştırma Merkezlerinde (RAM) otizm tanısı almış olan çocuk sayısının 10.811 olduğu bildirilmiştir (Aslan, ve Şahin, 2015).

Konuyla ilgili yapılan araştırmalarda otizmin başlangıcının erken çocukluk dönemiyle sınırlandırılmasına karşın bu durumun 36 aylık iken veya daha geç bir dönemde ortaya çıkabileceği ifade edilmektedir. Otizmin erkek çocuklarda görülme oranı kızlara göre yaklaşık ¼ oranında daha yüksektir. Etkilenme oranları incelendiğinde kız çocuklarının erkek çocuklara göre daha fazla etkilendiği görülmektedir (Sağırkaya, 2014).

Otizm’in Nedenleri

Otizme yol açan nedenler genel itibariyle nörolojik, genetik, ailesel ve çevresel nedenler şeklinde gruplandırılabilir. Ancak otizmin çok sayıda geni içerisinde barındıran kompleks bir genetik bozukluk olabileceği göz önünde bulundurulduğunda olası risk faktörlerinden hangisinden, ne düzeyde etkilenme olduğu hali hazırda belirsiz konulardan birisidir (Güleç-Aslan ve Subaşı-Yurtçu 2017).

Konuyla ilgili gerçekleştirilen klinik çalışmalardan elde edilen raporlarda otizmli bireylerin merkezi sinir sistemlerinde, beyin yapısında ve işleyişinde bozukluklar olduğunu bildirilmesi otizmin beyin gelişimindeki ve beynin sinirse-kimyasal yapılarındaki bozukluklarla daha fazla ilişkili olduğu düşünülmektedir (Diken, 2008).

D-1) Nörolojik Nedenler

Otizmli bireylerin nörolojik özellikleri üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda otizm tanısı alanların pek çok nörolojik farklılığa sahip olduğu tespit edilmiştir. Otizmli çocukların beyin ağırlıklarının sağlıklı çocuklardan daha ağır olduğu, normal gelişime sahip olan yetişkinlere göre ise daha hafif beyne sahip oldukları bildirilmiştir (Kemper ve Bauman, 1998).

Yapılan çalışmalarda aynı zamanda otistik bireylerin korteks büyüklüğü ile normal bireylerin korteks büyüklüğü arasında da farklılık olduğu, aynı zamanda otizmli bireylerin limbik sistemlerindeki hücrelerin olması gerektiğinden 3 kat daha küçük olduğu, oldukça fazla sayıda olduğu ve yeterince olgunlaşmadığı bildirilmektedir. Otizmli bireylerde beyincik incelendiğinde bu kişilerin beyinciklerinin sağlıklı bireylerden farklı olduğu, purkinje ve granüla hücre sayısının normalden daha az olduğu bildirilmiştir (Miller-Kuhaneck ve Glennon, 2001).

D-2) Genetik Faktörler

Otizme neden olan genetik faktörler ele alınacak olursa otizmli bireylerin kromozomlarındaki değişiklikler öne çıkmaktadır. Konuyla ilgili yapılan araştırmalarda davranışsal belirtilerle kromozom bozuklukları arasında uyum olduğundan söz edilmemiş, fakat bu kişilerde 14. kromozom dışında en az bir kromozomda etkilenim olduğu ifade edilmektedir. Bu tarz kromozomal anomaliler çoğunlukla fiziksel açıdan normal olmayan belirtilere yol açmakta olup bu tarz belirtilerin de kendini otizmde gösterme oranı son derece yüksektir (Miller-Kuhaneck ve Glennon, 2001).

Otizm spektrum bozukluğu erkeklerde kız çocuklara kıyasla yaklaşık 4 kat daha fazla gözlenmesine karşın kız çocuklarda bilişsel bozuklukların daha ciddi düzeyde olduğu bildirilmektedir. Öte yandan ikiz kardeşler üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda çift yumurta ikizlerinde %10’un altında bir uyum gözlenmiş iken tek yumurta ikizlerinde ise uyum oranının %90’ının üzerinde olduğu bildirilmiştir (Miller-Kuhaneck ve Glennon, 2001).

D-3) Çevresel Faktörler

Otizme yol açan çevresel faktörler üzerine yapılan araştırmalarda bakteriyel enfeksiyonlar, aşılar, virüslere maruziyet ve immün sistem anormallikleri, toksik maddelere maruziyet ve ailevi nedenlerin ele alındığı görülmektedir. Aşılar üzerine gerçekleştirilen araştırmalarda aşıların büyük bölümünde thimerosel olduğu ve bu sebepten ötürü de aşı olanların yüksek düzeyde cıvaya maruz kaldıkları bildirilmektedir. Bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde sık sık aşı olanlarda yüksek düzeyde cıvaya maruziyete bağlı olarak otizm spektrum bozukluğu ortaya çıkabileceği ifade edilmiştir (Barak ve ark., 1999).

Konuyla ilgili olarak gerçekleştirilen başka çalışmalarda otizmli ve sağlıklı çocuklarda aşılarda virüslere karşı oluşturulan antikor düzeylerinde fark olmadığı, buna karşın rubella, kızamık ve çocuk felci gibi aşılarda otizm spektrum bozukluğu arasında 1/13 oranında bir ilişki olduğu bildirilmiştir (Singh ve ark., 1998).

Öte yandan bakteriyel enfeksiyonların otizme yol açabileceğini ileri süren araştırmalarda pek çok bozukluğu olan çocukların tıbbi öykülerinden yüksek düzeyde antibiyotik kullanılmasına bağlı olarak ortaya çıkan zarar görmüş patojenlerin nörotoksin ürettikleri, bu duruma bağlı olarak da nörotransmitterlerin serbestleşmesinin bozulduğu, neticede de nörotoksin üreten bakterilerin otizme yol açabileceği ifade edilmiştir (Bolte, 1998).

Otizme yol açan bir diğer çevresel faktör de virüslere maruziyet ve immün sistem anormallikleridir (Molloy ve ark., 2006). Miller-Kuhaneck ve Glennon (2001) tarafından gerçekleştirilen çalışmada normal immün fonksiyona sahip çocuklarda yaşanacak olan enfeksiyonların yinelenmesi halinde normal olan immün sistemde anormallikler ortaya çıkabileceği görülmüştür. Erken fetal dönemde fetusun kimyasal toksinlere maruziyeti normal gelişim sürecini negatif yönde etkileme potansiyeline sahiptir. Nörotoksin olarak adlandırılmakta olan bu kimyasal maddeler normal gelişim üzerinde etkili olan Polychlorinated biphenyls (PCB) ve pescides hormon dağıtımını içermektedir. Öte yandan erken gelişim döneminde yapılan araştırmalarda otizmliçocukların vücutlarında yüksek düzeyde toksik madde tespit edilmiştir (Miller-Kuhaneck ve Glennon, 2001).

Otizm’in Belirtileri

Otizmin etkileri bireylere göre farklılık arz etmekle beraber bazı özellikler otizmli bireylerde ortak olarak görülmektedir. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Konuşmada ve sosyal ilişki kurmada güçlük
  • Konuşmadan anlaşma güçlüğü
  • Zamansız ve manasız ağlama, gülme
  • Oyun oynama ve imgeleme konusunda güçlük yaşama
  • Kucağa alındıkları zaman saldırabilme
  • Değişikliklere karşı direnç ve tepki
  • Nesnelere karşı aşırı bağımlılık

Yukarıdaki özelliklerin yanı sıra otizmli çocuklar;

  • Çevrelerine karşı ilgisizdirler
  • Göz iletişimi kurma konusunda zorluk yaşarlar
  • İnsanlar ile iletişim kurmada zorluk yaşarlar
  • Yaşıtları ile oyun oynamazlar
  • İsteği şeyleri yetişkin birinin ellerini kullanarak belirtirler
  • Aynı konuyla ilgili tekrar tekrar konuşurlar
  • Zamansız ağlama, gülme, bağırma davranışları sergileler
  • Cisimleri döndürmekten hoşlanırlar
  • Yaratıcılık gerektirmeyen işleri hemen yapabilmelerine karşın yaratıcılık gerektiren oyunlar ilgilerini çekmez

 

Otizm’in Tanı Ölçütleri ve Teknikleri

1990’ların sonlarına doğru gerçekleştirilen araştırmalarda otizm spektrum bozukluklarında hastalıkla ilgili olgularda artış olduğu görülmüştür. Bu artış hastalıkla ilgili tanı taramalarında yaşanan gelişmeye ve otizm için yapılan tanımdaki değişikliğe bağlanmıştır (Barbaresi ve ark., 2005:37-44).

Amerikan Pediatristler Birliği’nin (APA) de yer aldığı tıp birlikleri 1994 yılında yayımlanan “Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayısal Sınıflandırılması” isimli tanı ölçütlerini kapsayan yayında hastalıkla ilgili bulgulardaki artışın önemli olduğu belirtilmiştir (Shattuck, 2006:1028-37).

Yapılan araştırmalar sonucunda önceleri başka tanıların konduğu çocuklar için ailelerin ve pediatristlerin bilinç düzeylerindeki artış neticesinde bu çocuklara otizm tanısı konulmaya başlanmıştır. Otizmli çocukların eğitim ve bakımları için devlet bütçelerinden ayrılan ödeneğin yetersizliği ve maddi durumu iyi olmayan çocuklara aynı imkanların sağlanamaması gibi durumlar çocuklara yanlış tanı konulmasındaki en önemli etkenler arasında yer almaktadır (McPartland ve Klin, 2006: 771-88).

Otizm Spektrum Bozukluğu Türleri

G-1) Rett Sendromu

Çocukluğun 7-24. aylarında görülmeye başlanan Rett Sendromu’nun en bariz özellikleri hali hazırda edinilmiş olan kabiliyetlerin tekrar gerileme göstermesi, hızlı ve sesli bir şekilde nefs alıp verme, çiğnemenin yetersiz oluşu ve otistik içe dönüklük şeklinde sıralanabilir (Güneş, 2005).

Bu sendroma sahip olan bireylerin fiziki olarak en bariz özellikleri başın bedene kıyasla daha küçük olması, el çırpma ve bükme gibi takıntılı el hareketleridir. Genetik sebeplerden ötürü motor becerilerinde ilerleme olmaz. Bu nedenle de denge ve yürümede bozulma meydana gelir (Özbey, 2009).

Bu sendrom X kromomuzu üzerindeki MECP2 geninin kusurlu olması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla kız çocuklarında erkek çocuklara göre daha fazla görülmekte olup bunun nedeni erkeklerde 1 adet X kromozumunun olması sebebiyle kusurlu kromozoma etki etmesidir. Bu nedenle MECP2 mutasyonu erkek fetüsü öldürür. Dolayısıyla kızlarda 2 tane X kromozomu olduğundan hayatta kalanlarda Rett Sendromu görülür (http://www.rettsyndrome.org.tr/rett_b.htm, RS’ e Genel Bakış. Görülen Özellikleri ve Terapiler).

G-2) Asperger Sendromu

Asperger Sendromu (AS) sosyal etkileşim konusunda zorluklar, sınırlı, stereotipik ilg ve etinlikler ile tanımlanan otizmspektrum bozukluklarından birisidir. Asperger sendromlu olanların otizmli bireyler gibi konuşma ve anlama gelişimlerinde bir gecikme söz konusu değildir. Tanı ölçütlerinde bulunmamakla beraber sakarlık ve atipik dil kullanımı gözlenmektedir (Klin, 2006: 3-11; Pettus, 2008:89-91). Avusturyalı bir çocuk doktoru olan Hans Asperger’in adından gelen bu sendrom 1944’te tedavi için başvuran davranışsal iletişim becerileri yeterli olmayan, motor sakarlıkları bulunan ve akranlarına göre davranışsal farklılıkları bulunan çocukları tanımlamak için kullanılmıştır. Asperger Sendromu 50 yıl sonra ICD-10 (Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) ve DSM-IV (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Sınıflandırması) “Asperger Bozukluğu” şeklinde tanımlanmıştır.  2013 yılında yayımlanan DSM-V’le birlikte DSM-IV’te değişikliğe gidilerek, DSM-IV’teki otistik bozukluk, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk, Asperger sendromu, çocukluk dezentegratif bozukluğu ve Rett sendromu (Embersin ve Grémy, 2008; Pasco, 2011; Volkmar, State ve Klin, 2009) alt tanı kategorilerinin tümü kaldırılarak tek bir OSB kategorisi tanımlanmıştır (Kırcaali-İftar, 2015; Özkaya, 2013).(2) Her ne kadar bu sendromun genetik temelli olduğu ifade edilse de nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle de tek bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır (NINDS, 2016).

G-3) Atipik Otizm

Farklı şekilde adlandırılamayan yaygın gelişim bozukluğu şeklinde tanımlanmaktadır. Asperger sendromu ya da otizmin bazı tanılarının olup bazılarının olmaması durumunda ya da şüpheli durumlarda atipik otizm tanısı konur. Çocuk belirli bir tanı alamadığı, pek çok alanda gelişim bozukluğu gösterdiğinde teşhis edilmekte olup bu teşhis “başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluklar (PDD-NOS)” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bazı kriterlere karşılık veremeyen ancak otizm belirtilerine sahip olan grup atipik yaygın gelişimsel bozukluk şeklinde adlandırılmakta olup böyle çocuklarda toplumsal etkileşimde ağır ve yaygın gelişimsel bozukluklar gözlenmekte, aynı zamanda iletişim kurma becerilerinin gelişiminde de bozukluk görülmektedir.

İletişim ile ilgili sorunlar günlük ve özel hayatta normal durumlara aşırı bağlılık, aşırı utangaçlık ile kişilik özelliğine dönüşebilir. Otizmle ilgili belirtiler zamanla kaybolabileceği, uygun şartlar ve eğitimlerle tamamen normal dönebileceğinden erken tanı ve uygun tedavi son derece önemlidir (http://gulsenonal.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/32/01/747477/icerikler/atipik-otizm_617939.html, Erişim tarihi: 5 Nisan 2019).

Otizmli Çocukların Genel Özelikleri

Otizm çok sayıda belirtiyle fark edilen bir sorundur. Sosyal etkileşim ve iletişim bozuklukları, odaklanma konusunda güçlük, tekrar eden hareketler bu bozukluğun en bilinen özellikleridir (Filipek ve ark., 1999: 439-484). Otizmin belirtileri bireyler arasında bazı farklılıklar arz etse de bireylerin kendilerine veya çevrelerine karşı şiddet belirtilerini oluşturan kişilik özellikleri arasında bir ilişki kurmak doğru değildir (London, 2007:408-411).

H-1) Sosyal Gelişim Özellikleri

Otizmli bireyler sağlıklı bireylerdeki sezgilere sahip değildirler. Bu bireyler sosyal bozukluklar yaygın bir şekilde görülmektedir. Tanınmış otizmlilerden Temple Grandin nörotipiklerin sosyal etkileşimini anlayamama yetersizliği sebebiyle kendini Mars gezegeninde bir antropolog gibi hissettiğini ifade etmiştir (Sacks, 1995).

Otizm teşhisi konan bebekler uyaranlara gereken tepkiyi veremezler, isimleri söylendiğinde bakmazlar, karşısındakiyle göz teması kurmazlar. Bunlara karşın karşısındakine gülümserler ve elleri ile iletişim kurmaya çalışırlar (Volkmar ve ark., 2005: 315-36). 3-5 yaş arasındaki otizmli çocuklar kendilerine yaklaşan kişilerin duygularına karşılık vermekte olup konuşmadan iletişim sağlama konusunda güçlük çekerler (Sigman ve ark., 2004: 221-233). Otizmli çocukların arkadaşlık kurması ve bunu sürdürmesi zor olmakla beraber sanıldığı gibi de yalnızlıktan hoşlanmazlar (Burgess ve Gutstein, 2007: 80-6).

Her ne kadar otizmli bireyler saldırganlık, zekâ geriliği, kendisine ve çevresine zarar verme gibi öfke nöbetleriyle ilişkilendirilse de bu konuyla ilgili yeteri kadar veri yoktur. Dominick ve ark. (2007: 145-162) otizmli çocuğu olan 67 aile ile yapmış oldukları görüşmeler neticesinde otizmli çocukların %70’e yakının öfke nöbetleri geçirdiğini, %30’a yakınının da geçmişinde saldırganlık olayları yaşadığını bildirmişlerdir.

H-2) İletişim

Otizmli bireylerin yaklaşık %50’si temel ihtiyaçlarına yönelik konuşma becerisine sahip değildir (Noens ve ark., 2006:621-32). Konuşma becerilerindeki farklılıklar konuşma öncesi anlamsız kelimeleri çıkarma döneminde yaşanan gecikme, anormal l hareketleri ve davranışları şeklinde bir yaşından sonra gözlenebilir. Otizmli çocuklarda 2-3 yaşından sonra bu özelliklerin azaldığı gözlenmiştir. Otizmli çocuklar genellikle duydukları sesleri tekrar ederler (Landa, 2007: 16-25, Tager-Flusberg ve Caronna, 2007:469-81). Otizmli çocukları normal gelişim gösteren çocuklardan ayıran en temel özelliklerden birisi ise dikkat eksikliği, odaklanamamadır (Tager-Flusberg ve Caronna, 2007: 469-81).

Otizmli bireyler manasız kelime ve ses tekrarı, amaç dışı cümlelere rastlanılmaktadır. Bunlara dil bilgisi, dili kavrama, soru ve emirleri kavrayamama, şakalar da dahil olabilmektedir. Otizmli bireyler aynı zamanda ifadelerde zamir eksikliğinden ötürü olayları üçüncü tekil şahısmış gibi anlatırlar. Örneğin “çikolata istiyor” (Williams ve ark., 2006: 279-98).

H-3) Yineleyici Davranış Özellikleri

Otizmli bireylerde yineleyici ve sınırlı davranışın pek çok türü görülmekte olup bu davranışlar Gözden Geçirilmiş Yineleyici Davranış Ölçeği’ne (RBS-R) göre aşağıdaki gibi sıralanmaktadır (Boldfish ve ark., 2000: 237-43):

  • Elleri, kolları, başı, vücudu çeşitli ve manasız olarak sallama gibi hareketler yapar
  • Saplantılı ritüel davranış isteyerek yapılır, nesneleri kendi kurallarına göre dizmek gibi kuralları uygular
  • Kendi kuralları haricindeki tüm değişikliklere tepki gösterirler
  • Aynı kıyafetlerin giyilmesi gibi günlük yapılan davranışları tekdüze olarak yaparlar (Lam ve Aman, 2007: 855-66).
  • Her zaman aynı koltukta oturmak gibi sınırlı davranışlar sergiler
  • Isırma gibi kendine zarar verici ve yaralayıcı davranışları kapsar.
  • Hep aynı koltukta oturmak gibi sınırlı davranışlar göstermektir.
  • Isırma gibi kendine zarar verecek, yaralayacak davranışları kapsamaktadır.

H-4) Diğer Özellikler

Otizmli bireyler, tanı kriterlerinde olmayan fakat kendini ve ailesini etkileyen başka belirtiler de gösterebilmektedirler. Bunun yanı sıra otizmli bireylerin bir bölümü sıra dışı yetenekler sergileyip en önemsiz konuları bile akıllarında tutabilme becerisindedirler (Filipek ve ark., 1999: 439-484).

Yapılan araştırmalarda otizmli bireylerde şiddetli motor bozukluklar gözlenmese de kaslarda güçsüzlük (hipotoni), kaba motor disfonksiyon (apraksi), parmak ucunda yürüme (tip toeing) gibi motor bozukluklar bildirilmiştir (Ming ve ark.,  2007: 565-70). Otizmli çocukların %75’i yeme-içme alışkanlıklarında takıntılı olup en yaygın sorunların başında yemek seçme ya da yememe gelmektedir. Otizmli çocuklarda uyku sorunları diğer önemli sorunlardandır. Dominick ve ark. (2007: 145-162) yapmış oldukları çalışmada otizmli bireylerin yarıdan fazlasında uyumakta zorlanma, uyku bölünmesi ve erken kalkma durumlarının olduğunu bildirmişlerdir.

Otizm Tedavisi

Otizmin tanımlandığı tarihten günümüze dek otizme yol açan nedenler ve tedavisine dair pek çok farklı teori geliştirilmiştir. Nedeni tam olarak bilinmeyen otizmin yaşam boyu devam eden bir durum olduğu kabul edilmektedir (Korkmaz, 2000). Otizmli çocuğun akranlarına göre davranışsal, bilişsel, dil ve iletişim ve duyusal alanlardaki farklılıklarının düzeyinin belirlenmesinin ardından uzmanlar ve özel eğitimcilerce otizmli çocuğa yönelik bireysel eğitim programları hazırlanmakta olup bu programların içeriğine göre eğitimciler, fizyoterapistler, konuşma terapistleri, psikologlar devreye girmektedir. Bireysel eğitim programları her çocuğun kendi eksikliklerine ve başarılarına göre şekillendirilir (Hamilton, 2000). Otizm tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerden bazıları aşağıda kısaca açıklanmıştır.

 

Online Randevu Al

Online randevu alarak işlemlerinizin daha hızlı olmasını sağlayabilirsiniz. Önceden randevu alarak sıra beklemezsiniz.

Yukarı Çık